İpler kimin elinde?


Hayatımızı kendimiz mi yönlendiriyoruz?


 İnsanların yaşamlarına müdahale etmek..
 Bir Avrupalı 18 yaşına geldiğinde kararlarını kendi almaya başlar. Nerede yaşayacağı, evden ayrılıp ayrılmayacağı, ne iş yapacağı, okuyup okumayacağı vs.
Ama bizim ve bize benzer ülkelerde bunu görmeniz imkansızdır. Burada ailenin himayesi o kadar baskındır ki insanlar 28 yaşından önce sorumluluk alamazlar. İş hayatına başlasalar da evlenseler de fark etmez. Çocuğunuz oldu diyelim bunun sorumluluğu mantıklı olarak anne ve babaya aittir. Yani siz bir babaanne de olsanız teyze de olsanız fark etmez ona bakmak gibi bir sorumluluğa sahip olmamanız gerekir. Fakat ne yazık ki bizde klan toplumu gibi bir anlayışla herkes çocuktan sorumludur. Yani öyle hisseder. Çocuğa birinin bakması lazımsa ilk akla anneanne veya babaanne gelir. Bakmayı isteyip istememeleri söz konusu değildir zira böyle bir hakları olduğundan habersiz sayılırlar. Ama uzun süre takip ettiğim bir vlogger'dan şunu duydum. Kendisi Türk kocası İtalyan asıllı bir Amerikalı. Çocuğuna bakması için (1gün) rica ediyor kocasının annesine ve o da bakamayacağını söylüyor. Hatta kadının çalışmadığını biliyorum. Ve haftada 3 gün torununa bakabilir. Ama bakmıyor.
Başta bana oldukça tuhaf geldi. Hatta çok ayıp olduğunu düşündüm.


Aslına saçma değil mi?
 Anneniz sizi doğurdu diye bir de sizin çocuğunuza bakmak zorunda kalıyor! Neden hayatını çocuk bakarak geçirmek zorunda kalsın ki? Keyif alıyorlar yalanı vardır bir de. Hayır bildiğiniz çalışıyorlar. Belki de oturup dinlenseler, gezseler, hobi edinseler onlar için çok daha anlamlı yıllar olur. Ama hal böyle olmayınca  tabii ki bu durum çocuğunuza müdahale hakkı da veriyor. Çocuk disiplin yönünden eksik büyüyor. Anne hayır diyor dede evet..

Gelelim çocuğun ailesine.
Çocuklarının hangi okulu seçeceğine, hangi mesleği yapacağına hatta hala günümüzde kiminle evleneceğine karar veren aileler var.
Sonrası mı?
Karar alamayan, alsa bile sürekli şüphe duyan insanlar..
Bu gerçekten benim kararım mı? Yaşamak istediğim hayat bu mu? gibi bir takım sorulara gelebiliyor bu durum. Neden insanların hayatlarına burnumuzu sokuyoruz? İşte bu sorunun cevabını biraz önce vermiş olmam gerekiyor. Kendi kararlarını alamayan yetişkinler. Herkesin hayatına karışmaya alışmış ebeveynler oluyoruz. Sonrasın da herkesin aklı kendine güzel hesabı ahkam kesiyoruz. Öyle yapma şöyle yap diye.


SANA NE?

İnsanların hayatından bize ne? Bu gerçekten bu kadar önemli mi?
Senin değer verdiğin şey benim için de değerli mi?
Bunları nereden çıkarıyoruz?
Evet aile anlamında sıkı sıkıya bağlıyız. Ama bunu yaparken de insanların hayatlarına burnumuzu sokuyoruz.
Sorumluluk alamayan histerik gençler yetiştirmiyor muyuz?
Evlilikler çabucak çatırdamıyor mu?
Çok konuşuyoruz, çok karışıyoruz, çok biliyoruz.!!?


1 yaşındaki bebeğimiz yeni yeni yürümeye başlar. Onu iki elimizle tutarız. 3 yaşında onu tek elimizle tutabiliriz. 7 yaşında ona başarması için güç veririz. 14 yaşında fikir veririz.18 -20 yaşında seçenekler sunarız. Ve bundan sonrasında bize ihtiyaçları kalmaz. Evet maddi olarak ayakta durabilirler. Manevi olarak ise orada olmamız onlar için yeterlidir. 25 yaşındaki çocuğunuza seçenek sunamazsınız. Artık o seçenekleri kendi belirlemelidir çünkü. Kendi yolunu çizmek zorundadır. Hayat sizin kadar nazik değil. Kimse "paşa oğlum" diye sevdiğiniz, "prenses kızım" dediğiniz çocuğunuzu umursamayacak.
Sonrasında "ergen ben merkeziyetçiliği" hiç bitmeyen yetişkinler oluyorlar.
Hayat ve ilişkiler istedikleri gibi gitmeyince sinirli, mutsuz, öğrenilmiş çaresizliğe kapılmış hale geliyorlar.
Bırakalım ayakları üzerinde dursunlar. Kendilerini ifade etsinler. Evet yanlış yapsınlar. Evet yanılsınlar. Evet kazık yesinler.
Bırakalım kişilikleri gelişsin. Dünya görüşleri olsun. Kendilerini anti depresan dışında mutlu edebilsinler. İstedikleri hayatları yaşasınlar. Dönebilecekleri, tecrübe dinleyebilecekleri bir yer olsun ama son kararı hep kendileri versinler.
Dostça kalın.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞLI AMCA

Aman Ali Rıza Bey Ağzımızın Tadı Kaçmasın

Soğuk Bir Kış Günü