SATIR ALTI


Bugün bir kitaba başlayayım dedim ve kitap güneş batmadan bitti. Kitaplarda beğendiğim sözleri, paragrafı, cümleyi sevdiysem de altını çizer notlar alırım. Sizlerle de bu seferlik bu notlarımı paylaşmak istedim. 

Haruki Murakami(kim olduğunu öğrenmek için isime tıkla) kitabında altını çizdiğim satırlardan;

"Yüzündeki ifadede insanları çeken bir şeyler vardı. Sanki bir insanın kalbini kaplayan tabakaları birbiri ardına nazikçe açıyordu."
 (Bazı insanlar kalplerimizi kabuklaştırırken bazıları da bu kabukları birbiri ardına söküp atabiliyor. Bunu  çokça duyarsınız falancada şeytan tüyü var, ya da filanca tılsımlı gibi derler, aslında hepsi budur: Karşısındaki insanı savunmasız bırakan, kalbini soyan bir meziyete sahiptir. Yıllardır tanıyor gibidir sizi. Sanki konuşmasanız bile diyalog kurabilirmişsiniz gibi..)

"Belli bir süre geçtikten sonra, işler sertleşiyor. Kovanın içindeki çimento gibi. Ve artık geri dönemeyiz. Yani senin içinde büyüdüğün çimento sertleşti, bu nedenle şu anki sen başka biri olamazsın."
"Nat king cole sınırın güneyinde şarkısı"


(Yazara kesinlikle katılmıyorum. Aslında yazar romanı boyunca bunu gösteriyor ve bu fikri savunuyor. Romanın içeriğine çok girmeden şunu söylemem gerek romanın ana karakteri gençliğinde bir kızı seviyor fakat cesaretsizliğinden onunla doğru düzgün bir şey yaşayamadan yıllar geçiyor. Tabi farklı yerlerde. Ama daima kızın hayali ile. Sonra bir kadınla evleniyor 2 kızı oluyor ve harika bir hayatı.. Bir gün o kadınla karşılaşıyor. Bu sefer her şeyi göze alıyor. Kadın, ana karakterdeki adamdan daha "adam" çıkıyor ve sonunda da huylu huyundan vazgeçmiyor. Kısacası bizim çimento hala çimentoymuş. Romanın sonunda gidip ana karakteri boğmak geliyor içinizden.
Bu anlayış bana pek uygun değil. Köprü su meselesi yani. Değişmeyen tek şey değişimdir felsefesi.. Kısacası çimento filan yok kardeşim. Hepimiz sıvı haldeyiz ve bulunduğumuz kabın şeklini alıyoruz..)


"Uzun süre kalbimdeki özel bir yerde durdu. Sessiz bir köşedeki bir restoran masasındaki "rezerve" işareti gibi , o özel yeri Şimamotoya ayırmıştım."

( Toru topu 4 odacıklı bir kalbimiz var. Biri rezerve, biri baş kahramanın karısı ait, diğeri terk ettiği bir başka kıza, bir diğeri arada flört edip etmediği belli olmayan kadına ait desek, 2 de kızı vardı bu ana karakterin valla bilemedim :D benim matematiğim zayıf.. Şaka bir yana blog benim blogum diye Tokya'nun varlıklı ailelerinden olan Hacime'yi (ana karakter) gömdüğüm yeter. Yüreğinizde sizin de böyle rezerve olan odalarınız var mı merak ediyorum doğrusu.)


"Korkuyorum dedi, bu aralar kendimi kabuksuz bir salyangoz gibi hissediyorum.
Ben de korkuyorum dedim, kendimi perdesiz ayaklı bir kurbağa gibi hissediyorum."

(Bazı zamanlar hepimiz kendimizi kabuksuz salyangoz gibi hissediyoruz. Çaresiz, tüm katmanlarından arınmış, etrafındaki duvarları dökülmüş, ve yalnız. Panik hali geliyor sonra. Ve derin bir korku. Korkunun kokusu vardır bilir misiniz? 7 mil öteden alırım. Zamanda asılı kalmak gibi. Saat yavaşlar. Ve korkunun kokusu sessizliğin içinde yayılır.)

"O zamanlar bilmiyordum. Birini tekrar düzeltemeyecek kadar kötü kırabileceğimi. İnsan, sadece var olarak diğer bir insanda dönüşü olmayan yaralar açabiliyordu."
(Beni en etkileyen satırlar işte bunlar. Bazen insanın varlığı bile karşı tarafta derin yaralar açabiliyor. Varlığı, nefes alması dahi dönüşü olmayan bir kırgınlık yaratıyor. Tamir edilemez bir his. Hiçbir şey yapmaması bile incitir.)


"İzumi daima bana uzanıp keyfimize baktığımız bir pazar sabahı hissini vermişti."

(Çevrenizdeki insanları bir düşünün size hangi günün hissini veriyor. Sonra bir daha bakın genelde hangi günü yaşıyorsunuz.)

"Kendim ve geleceğim hakkında çok fazla konuşuyordum, ne olmak istediğimi,nasıl bir insan olmayı umduğumu. Genç bir çocuğun narsistin peri masalları."

( Hangimiz genç Narsist olmadık ki? "Ergen benmerkeziyetçiliği" o yıllarda yenilmez oluyorsunuz, dünyayı değiştireceğime filan inanıyordum mesela. Fikirlerim asla değişmeyecek, kimse beni anlayamayacak,kimse benim kadar özel ve zeki olamaz :)) Her insan biraz kaçıktır. Bence ergenlik döneminde başlayan "He Man" kompleksi azalarak, yenilgiler alarak kaçıklığa doğru gidiyor.)

"Keşke gittiğimizde insanlardan anılarımızı da çekip alsak bence bu tüm karmaşayı dindirirdi."

(Keşke ya keşke. Birinin hayatından çıkarken bellek kartı gibi bi şey olsa da oradan anıları hooop diye çekip alsak. Kimse acı çekmezdi gerçekten. Anılar, gerçeklerden daha acımasız.)

Belki de çevremizdekilerin bitmek bilmeyen bahanelerinden sıkılıyoruzdur. Ve uzaklaşmak acısız olsun istiyorsak sezaryen gibi bir çırpıda bitiyordur her şey. Bazen en doğrusu budur

"Ne de olsa onun için bir değerim yoktu.Vaatler -böyle belirsiz olanları dahi - insanın aklına takılıp kalır."
(Vaatler ah vaatler. 8 yaşındaki bir çocuğa asla vaat vermeyin. Çünkü çocuk her an o vaatle yaşar ve hayatın normal düzeninde bile vaatleri bekler. Yersiz sebepler ve sonuçlar üretir. Yetişkinler de öyle. Vaat öyle bir şey ki kapattığınız kahve falına sevinmek gibi. Ya da henüz çıkmadığınız tatili planlamak gibi. Belki gerçeğinden daha fazla mutluluk verir ama yoktur. Henüz gerçeğe yakın bile değildir. Bir varsayımdan öteye geçmemiştir. İnsanı motive eder. Ama gel gör ki gerçekleşmezse tam anlamıyla yıkım olur. Yaşanmayan şeyler de yıkılır çünkü. Beyin yaşadım yaşamadım fark etmez. Çünkü o dünyayı kurmuştur kendi ve yaşadım kabul eder. Gerçekle çelişince de tüm bu sanal gerçeklik çöker. İnsan da tabi gümm kendi içine çöker.)



DOSTÇA KALIN :)





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞLI AMCA

Yarı Steril Alan

Aman Ali Rıza Bey Ağzımızın Tadı Kaçmasın