Düşünce Oburu


                                                İnsan bir blog'u özler mi? Özlermiş.
Ah, nereden başlasam bilemiyorum. Yazmak denen bu eylem tuttu mu insanın yakasını bırakmıyor. Başlıktan da anlayabileceğiniz gibi belli bir konusu yok bu yazımın. Başımdan geçen ibretlik bir olay, sonra bir hafta kendimi abur cubura adamışlığım, yeni kitaplar yeni ruh hallerim falan filan. Ne dersin okumaya değecek mi?


Kahveciyi bilirsiniz. Onun Türk kahvesini almaya girdim ki bir de ne göreyim. Gerçekten de kahve dünyasıymış. Ben de hemen resimdekileri kaptım tabi. Popçik denen tuhaf isimli çikolata toplarının içinde patlayan şeker var. Hani şu çocukluğumuzda alır ağzımıza döker ve onun huzur verici sesinin beynimizde yankılanmasını dinlerdik ya işte bu çikolata tam da öyle. Üsttekiler gofret ama öyle böyle değildi. İçinde fıstık var ama bence bağımlılık yapıyor. Fiyatlara gelirsek normal çikolata fiyatı işte.


Bunları da Migros'ta gördüüüüm. Milka olanı sevmedim. Hatta saçma bence. Milka bisküvi yapmasın ya dokunmasın o işlere. Ama yukarıdaki adını sanını bi türlü çıkaramadığım çikolata harikaydı. Menşei Türkiye. Renk renk ve bu bonibonların her biri ayrı tat. Bergamut tadı bile var:)


Yarı açık ceza evine gittim!!!!
Evet yanlış okumadın. Ama yemek yemeye. Allahım o ne güzel köfteydi öyle ya. Ankara'da yaşayanlar bilir. Burada her şeyi mahkumlar yapıyor. Köftenin etini dahi kendileri üretiyorlar. Hemen yanında küçük bir marketleri var. İçi tıklım tıklım. Herkes oradan et, yumurta falan alıyor. Hepsi doğal. Biz de yumurta ve et, peynir aldık öneririm. Ayrıca kişisel bakım rafından duş jeli aldım. Bunları da kendileri yapıyor ve sağlık bakanlığı onaylı. Fiyatlar oldukça ucuz.


Fiyatı: 2.50 

Gelelim şimdi başıma gelen saçma olaya. Facede üniversite öğrencisi bir kızla tanıştım. Kız Hacettepe üniversitesinde okuyor. Bir proje yaptıklarını söyledi. Önce ilgilenmedim ama sonra binlerce kişiyle yapılan toplantıları fotoğraf olarak atınca inandım. Proje deyince aslında akademik kaynaklı ya da ne biliyim işte Unesco destekli filan bir şey bekliyorum. Gittim görüştüm. Gelin görün ki beni aralarına almaya çalıştıkları şey bir Titan zinciri çıktı.


Tam olarak ne yapıyorlar size web site sattıklarını söylüyorlar. Sizden de bunu istiyorlar ama sıkıntı şu ki 60 dolar olan dandirik bir siteyi 2000 dolara satıyorsunuz. Ve iş tam bir titan ağı (saadet zinciri) ile yürüyor.
Titan Saadet Zinciri (TİTAN Uluslararası Bilgi İşlem ve Matematiksel Kazanç Sistemler Ticaret Danışmanlık Hizmeti), 1990'lı yıllarda varlık göstermiş ve Ponzi_oyunu olarak da bilinen bir dolandırıcılık sistemi üzerine kurulu bir gruptur. Bir katılım ücreti karşılığında üyelerine kısa vadede son derece yüksek kâr oranları sunan Titan Saadet Zinciri, katılımcılarına zincire dahil ettikleri her yeni üye için de belirli miktarda prim ödemeleri de vaat etmiştir. Her yeni üye tarafından ödenen katılım ücreti, bahseldilen kısa vadeli ve yüksek kâr oranlı kazanç olarak daha önceki üyeleri ödenerek "zincir" ayakta tutulmuştur. Zincire katılım ücreti 2400 Alman Markı'ydı.
Ben oradan ayrılmaya karar verdiğimde aslında beni bırakmamaya çalıştılar ama içim rahat değildi. Düşünsenize ortada ürün dedikleri şey bir dandirik site ve sizden sadece üye bulmanızı istiyorlar. Ayrıca takım olarak bağlı olduğunuzdan onların kazancı sizin sizin kazancınız onların. Lüks otellerde toplantılar, yemeklerle sizi gruba çekmeye çalışıyorlar. Maksat güven vermek. Bence bir çeşit dolandırıcılıktır. Aman diyeyim orada gördüğüm herkes öğrenciydi. Bu işlere girmişler ama bilmedikleri bir şey var. Bunlar bir gün kamuya girmek isterlerse bu onlar için büyük sorun olabilir. Peki bunları devlet bilmiyor mu diyeceksin. En tuhafı bu vergi veriyorlar. Ayrıca bana ATV de çıkan kendileri hakkındaki haberleri de gösterdiler. Üye olunca eğitime alıyorlarmış. Kişisel gelişim eğitimi. Bu tam anlamıyla ikna gücü eğitimi olmalı. Ama yemeyin kardeşim aman diyeyim..


Şimdi size aldığım kitaplardan bahsedeyim. 
"Bayan Ming'in Hiç Olmayan On Çocuğu" ve daha evvelden aldığım "Tespih Ağacının Gölgesinde"


Bu kitaba henüz başlamadım ama diğerini hemen okudum.


Kitabın yazarı Fransız. Bayan Ming Çinli. Çin'de tek çocuk yasasını duymuşsunuzdur. İşte bu kadın olmayan 10 çocuğu hakkında hikayeler anlatıyor. Tam ironik bir kitap. Kitapta en sevdiğim kısım şöyle:
"Hakikat, en çok hoşumuza giden yalanın ta kendisidir!"
"Çin'de ebeveynlerin görevi tek çocuğa indirgendi ama bu ne ebeveynlerin durumunu iyileştirdi ne de çocukların. Şimdi kendini imparator sanan bir oğulun arkasında dolaşıp duran, kasılmış, kaygılı ve histerik milyonlarca doğurgan insan var."
"400 milyon Çinlinin doğmamış olmasın nedeniyle hükümet kendisini kutluyor. İnsan nasıl 400 milyon hayaletten mutluluk duyabilir ki?"

 Farkında mısın blogumu okuyarak benimle aynı yöne gidiyorsun.
Okuduğun için teşekkürler.







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞLI AMCA

Yarı Steril Alan

Küçürek öykü